söyleşi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
söyleşi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2008 Perşembe

Yelda Reynaud'la Akşam'a röportaj

Bugüne kadar yer aldığı sinema projelerindeki rolleriyle 6 ödüle birden sahip olan Yelda Reynaud, son olarak İstanbul Film Festivali'nde 'Anlat İstanbul' filmindeki transseksüel rolüyle 'En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü aldı. Sinemanın gelecek yıllarında karşımızda sıkça göreceğimize artık eleştirmenlerin bile kesin gözüyle baktığı Yelda Reynaud, şu sıralar 'Gece 11.45' filmiyle beyazperdede boy gösteriyor. Rock şarkıcısı Feridun Düzağaç ile başrolü paylaşan Reynaud, 'Şarkıcılar gişe yapmıyor. Yoksa Madonna şimdiye kadar Hollywood'a çok para getirmişti, o bile gişe yapmadı. Seyirci isim değil hikaye istiyor. Teoman bir rock star ama demek ki insanlar onun sinemasını seyretmektense albümünü almayı tercih ediyor' demekten de kendini alamıyor.

Anlat İstanbul filmindeki rolünle İstanbul Film Festivali'nden ödül aldın ama film çok fazla oyuncu var diye eleştirildi. Sen bu eleştirilere katılıyor musun?

Bu tarz eleştiriler beni ilgilendirmiyor. 'Dizi oyuncuları birarada' dediler. Bunlara açıkçası niye taktıklarını anlamıyorum. Oyuncular iyi mi kötü mü, bunu eleştirsinler. Onların yaptıkları eleştiri değil. '30 meşhur insan var' demek eleştiri değil.

Anlat İstanbul'un kaderini eleştirmenler mi belirledi?

Yok sanmıyorum. Beğenen de oldu beğenmeyen de. 200 bin gişe yaptı ama 45 kopyayla çıktığında ancak bu kadar yaparsın. O yüzden kaderi kötü değildi. Mesela 'Balans ve Manevra' 100 kopya çıktı. Tam rakamlara bakmak lazım. Birçok filme 'Gişe yapmadı, kötü film' diyemezsin. Biraz matematik kullanmak gerekir bunları yorumlamak için.

Yurtdışında edindiğin başarılardan sonra neden Türkiye'ye geldin? Orada ilerlemen çok daha kolay olurdu.

Zorlukları seviyorum ama zorluğu yaşamak için gelmedim. Duygusal olarak bu ülkeye ihtiyacım vardı. Karşılıksız aşk olmaz. Bu ülkenin de bana ihtiyacı vardı. Benim bu aşkıma da bu ülke her zaman çok güzel cevap verdi. Verdiğimin fazlasını aldım. 6 tane ödülüm oldu.

Ödüller ne ifade ediyor senin için?

Bilmiyorum. Birçok oyuncu ödül almamasına rağmen devasa oyuncu ünvanını kaybetmedi. Marlon Brando 2 defa Oscar aldı fakat Tom Hanks 4 defa aldı. Baktığımız zaman hangisi daha büyük? Bana göre her zaman Brando büyüktür. Dolayısıyla ödül ne ki?

Anlat İstanbul'daki rolünden sonra transseksüeller sana sempati mi duyuyor?

Ben onları çok sevdim, aralarında çok takılmadım ama sevdim. Onları takdir ediyorum, zor şeyler yaşıyorlar. O insanlar neler yaşadı kimbilir? Onları yargılamak çok kolay. Ben onlara farklı bakmıyorum onlar benim gibi bir insan. Bu dünya onlara müsaade etmiyor.

Sophie Marceau'yu seyrettikten sonra onun yeteneksiz bir oyuncu olduğuna karar verip, 'Ben daha iyisini yaparım' demişsin...

Ben yeteneksizliğine karar vermedim, sadece yeteneksiz buldum. Beğenmedim. Oyuncu olmayı düşünmüyordum ama onun oyunculuğu öyle gözüme battı ki, 'Bu olamaz, mümkün değil, o yapabilirse ben daha iyisini yaparım' dedim.

Hangi filmiydi?

Çok kötü bir filmdi; 'La Boum'. Onun çocukluk filmi belki... 15 yaşında mıydı ne... Ben de 19 yaşındaydım.

Oscar almak gibi bir hayalin var. Bunun bir rüya olduğunu düşünmüyor musun?

Hollywood'a gitmektense, Hollywood gelsin bizi burada keşfetsin. Bütün derdimiz, yetersiz filmlerin çekilmesi. Birçok insanın derdi yurtdışına gitmek, benim de böyle bir derdim vardı ama zamanla aklım başıma geldi. Hollywood'un bana ihtiyacı yok ki. Hollywood'un bir Türk oyuncuya ihtiyacı yok çünkü pazarı yok. Antonio Banderas başarıyor çünkü bir Latin pazarı var.

En büyük aşkın Marlon Brando'ya gelirsek. Nedir bu Brando hayranlığı?

Marlon Brando'ya beş yaşındayken aşık oldum. Annem keşfettirdi. 'The Bounty' filminde izlemiştim. Ben bu adamla evleneceğim diyordum. O benim aşkımdı.

Gece 11.45 filminden biraz bahseder misin?

Film gösterime girmeden nasıl olduğunu bilmiyordum. Sonuçta orada Ercan (Durmuş) ismi olan bir şarkıcıyı kullandı: Feridun Düzağaç. Bu, gişeye de yansıyabilir.

Ama Teoman da ismi olan bir şarkıcıydı?

Ne yazık ki şarkıcılar gişe yapmıyor yoksa Madonna şimdiye kadar Hollywood'a çok para getirmişti ama o bile gişe yapmıyor. Bugün kimse neyin gişe yaptığını da bilmiyor. Seyirci belli bir isim istemiyor. Teoman bir rock star ama demek ki insanlar onun sinemasını seyretmektense albümünü almayı tercih ediyor.

Sezen Aksu'nun klibinde oynama hikayen nasıl gelişti?

Ben onunla hep tanışmak istemiştim. Bunu arkadaşlarım sağlayabilirdi ama hayır dedim. Bu tanışma, bir projede olmalıydı. Bir taşla iki kuş vurdum. Hem Fatih (Akın) hem Sezen Hanım... Klip çok güzel geçti. Sezen Hanım çok kibar ve hoş bir kadın.

Fatih Akın ile bir filmde birlikte çalışacak mısınız?

Fatih'i geçen yıl İstanbul'da tanıdım. Bana bir film teklifinde bulundu. 'Birlikte çalışmak istiyorum' dedi. Bu klip de bizim mezemiz oldu.




'MARLON BRANDO'NUN ÖLÜMÜ KARNIMI AĞRITIYOR

En büyük aşkım Brando'nun öldüğünü duyunca çekimdeydim ve çok fena oldum. (Gözleri doluyor) Hala inanamıyorum. Düşündümçe karnıma ağrı giriyor. Benim bir hayalim vardı. Onunla oyrnamaktı. Onunla birlikte bu hayal de öldü. Bu çok acı bir şey. Bu çılgınca bir şey miydi, hayır değildi. Herkesin hayalleri vardır. Yaşasaydı, bir 10 yıl içinde onunla oynardım. Herhangi biri gibi onunla tanışabilirdim. Her şey olur bu dünyada. Gazetede okudum, adamın birinin başına bir inek düşmüş ve adamı öldürmüş. Gökten inek düşebiliyorsa ben niye Marlon Brando ile oynamayayım? İneğin düşmesi çok daha saçma bir şey.




'HÜLYA AVŞAR GİBİ FIRLAMA BİR KADINLA OYNAMAK İSTERDİM'

Hülya Avşar ile çalışmak istiyorum. Seviyorum o kadını. Birbirimizi taşıyabiliriz. O inanılmaz manyak bir şey. Fırlama bir şey ve benim hoşuma gidiyor. Ne derlerse desinler çok güzel bir kadın. Ticari film ya da sanat filmi diye ayırt etmem. Mesela ticari olarak görülen Vizontele'de de oynamak isterdim. O insanlarla çalışmak isterdim. Cem Yılmaz da keza öyle... İlla ki gişe yaptığı için azarlamaya gerek yok. Adam sonuçta işini biliyor.




'HOŞGELDİN HAYAT FİLMİNDE OYNAMAK HATAYDI'

'Hoşgeldin Hayat' filmi benim hatamdı. Filmi beğenmedim. Herkes hata yapabilir ama önemli olan hataları tekrarlamamaktadır. Kendi performansımdan memnun kalmadım. Olanaklarım çok kısıtlıydı. Maalesef ben de hata yapabiliyorum. Filmin tanıtımı için bile çaba sarfetmedim. Kişisel bir tepkiydi bu. Kimseyle tatsızlık yaşamadım, uyumlu bir insanım. Filmin beni en çok rahatsız ettiği nokta sessiz olmasıydı. Bilseydim böyle olacağını zaten kabul etmezdim. Bazı şeyleri sette öğreniyorsun. Ben nereden bilebilridim ki 2004 yılında bir filmin sessiz çekilebileceğini.

(kaynak:aksam.com.tr)

21 Şubat 2008 Perşembe

Yelda Reynaud ile ilgili Röportaj(yeni)

‘Aliye’den korkulmaz çünkü havlayan köpek ısırmaz!

yelda reynaud atv’de yayınlanan ‘Parmaklıklar Ardında’ adlı dizide dişli ve itici ‘Aliye’ karakterini canlandıran Yelda Reynaud: ‘Aliye’ açık sözlü. Kimse ondan korkmasın çünkü onun gibi sürekli havlayan bir köpek asla ısırmaz! ..

Parmaklıklar Ardında’da canlandırdığı ‘Aliye’ karakteriyle kısa zamanda izleyicinin sevgisini kazanan Yelda Reynaud, bu rolün hayatında bir çığır açtığını ve herkes tarafından tanınmasını sağladığını söylüyor. Oyunculuk eğitimini Fransa’da alan Reynaud, uzun yıllar Mısır, İspanya, ABD ve Almanya’da yaşamış. Altı dil bilen ve en büyük hedefi bir gün Oscar heykelciğiyle ödüllendirilmek olan Reynaud’yla dizisini ve kariyerini konuştuk…

* Dizinin çekimleri nasıl gidiyor? Sinop’a uyum sağladınız mı?
Cezaevi binası çok eski ve dolayısıyla çok soğuk. Zatürree, verem gibi nemin ve suyun yarattığı hastalıklar ölüme bile sebep olabilir. O yüzden elimizden geldiği kadar binayı ısıtmaya çalışıyoruz ama yetmiyor.

SEVMEDİĞİM TEK ŞEY ŞİDDET

* Dizide canlandırdığınız dişli ve dişi ‘Aliye’ karakteri ile ilgili nasıl tepki alıyorsunuz?
İnsanlar ‘Aliye’yi çok seviyor. İlk başlarda tedirgin olmuştum ama sonra halkın Fatma Girik’i de ‘Erkek Fatma’ olarak beğenip, sevdiğini düşündüm. ‘Aliye’ bence süper bir karakter. Bir tek o gerçek duygularını söyleyebiliyor. Bu yüzden de itici olabiliyor. İzleyicinin söylemeyi isteyip de, söyleyemediği duyguları ifade ediyor. İlkel ve spontane davranıyor. Bence ‘Aliye’den korkulmaz çünkü havlayan köpek ısırmaz. ‘Aliye’nin çok güçlü bir köpek olduğunu da belirtmeliyim. (Gülüyor)

* Gerçek hayattaki duruşunuz nasıl? ‘Aliye’ye benziyor musunuz?
Ben şiddete hiç gelemiyorum. Sette en çok şiddet sahnelerini çekerken zorlanıyorum. ‘Aliye’de sevmediğim tek şey şiddet.

* Rolünüze nasıl hazırlandınız?
‘Aliye’ rolünü bana bir buçuk yıl önce teklif ettiler. O zamanlarda bu karakter için kafamı yormuştum. Dizinin Alman versiyonunu izlememiştim. Sadece biraz anlattılar. Zaten Almanya’daki karakterler buraya uymuyor. Bizim dizimizin uyarlaması zaten farklı olmalıydı çünkü suç ve ceza sistemimiz Almanya’dan farklı.

EYVAH BENİ DÖVECEKLER!

* Karakteri kabul ettiğinizde, başlıca korkularınız nelerdi?
İnsanların bu karakteri sevmeyecek olmalarından korkmuştum. Diğer oyuncular da senaryoyu okuduklarında bana, “En itici ve sevilmeyen karakter ‘Aliye’ olacak” dediler. Bir tek Özlem Düvencioğlu, “Bu karakter çok sivrilecek” demişti. (Gülüyor) O anladı, biz anlayamadık. İçimden, ‘Bu karakter yüzünden erkekler beni dövecek’ diye geçirmiştim ama Özlem haklı çıktı; ‘Aliye’ zamanla sivrildi. ‘Aliye’ aslında erkeklerin hayran olacağı biri. Hem kafa dengi bir kadın, hem de deli. Onunla hem maça gidersin, hem de sohbet edebilirsin.

* Bundan önce de birçok projede yer aldınız ama izleyici sizi bu diziyle tanıdı…
Bundan önce hep sinema filmlerim vardı. Dizilerde kariyer yapmayı hiç düşünmedim. Bu diziyi de ‘Aliye’ karakteri için kabul ettim. Bende yeni bir çağ açtı bu karakter. Artık herkes beni tanıyor.

* Oyunculuk eğitiminiz ve birçok ödülünüz var. Altı dil biliyorsunuz. Sinema filmleriniz de var. Hiç, ‘Neden bu kadar geç tanındım?’ diye geçirdiniz mi içinizden?
Genelde insanlar bana bunu söylüyor ama ben buna inanmıyorum. Geç diye bir şey yoktur hayatta. Her şeyin bir zamanı vardır. Belki de şu an benim zamanım değil. Bugüne kadar yedi ödül aldım. Yurtdışında almış olduğum ödüllerim de var. ‘Neydim ne oldum?’ demeyeceksin. ‘Neydim, ne oldum, ne olacağım?’ diyeceksin her zaman. Ben her zaman mutlu olmaya çalışıyorum. Dün de mutluydum, bugün de mutlu olmaya çalışıyorum. Hiçbir şey elde edilmiş değil ve hiçbir şeyle yetinmeyeceksin. Hayat böyle bir şey! Bugün 36 yaşındayım. Dile kolay 17 yıldır bu işin içindeyim. Türkiye’de bu kadar zaman oyunculuk yapanlara ‘usta’ diyorlar. Ama ben usta-çırak ilişkisine inanmıyorum çünkü en genç oyuncunun bile bana öğretecek çok şeyi olduğunu düşünüyorum. Herkesten bir şeyler öğreniyorum ve öğrenmeliyim. Bugün ‘Aliye’ patladı belki yarın Oscar alır patlarım. O zaman ne diyeceğiz? ‘Bu patlama değil, volkan’ diye mi yorum yapacağız? (Gülüyor) Patlamanın dereceleri de var. Hiçbir şey için geç değil, daha çok zamanım var. Ben Oğlak kadınıyım. Yavaş giderim. Zaman kavramına inanmam…

* Holywood’da da bir filmde Deniz Akkaya ve Tamer Karadağlı ile beraber oynadınız. Ama sizin adınız hemen hemen hiç kullanılmadı…
Her şeyde bir hayır var. Demek ki patlama zamanım değildi! (Gülüyor) Belki bugün de değildir. Yarın bir gün karşılıklı oturduğumuzda bana, “Bak dediğin doğru çıktı” diyebilirsin. Bütün bunlar pazarlama stratejisi. Yapımcılar o an ne hissediyorlarsa o yapılıyor. Bu ülkede Deniz ve Tamer tanınıyor. Yelda’yı sadece bir avuç insan tanıyor. Onlar da, ‘Bu projeyi Yelda ile öne sürersek kim izler ki?’ diye düşünüyor. Kimse izlemez. Yapımcı olsaydım, ben de onlar gibi davranırdım.

BEN BİR BAŞIBOZUĞUM!

* Dizinin dışında neler yapıyorsunuz? Nelerle ilgileniyorsunuz?
Özlem Düvencioğlu ile birlikte Türkiye’de bir yapım şirketi kurdum. Burada bir şeyler yapmak istiyorum. Şirketin adı Başıbozuk. (Gülüyor)

* Başıbozuk mu? Neden?
Fransa’ya ilk gittiğimde Fransızca’yı öğrenebilmem için bana ‘Tenten’in maceralarını okuyorlardı. Orada ‘Kaptan Hadok’ diye bir karakter vardı. Kızarken sürekli yere tükürerek, ‘Başıbozuk’ diyordu. Jeton düşmüyordu bende. Bunun ne demek olduğunu bir türlü anlayamıyordum. Sonra Fransızlar bana hikayeyi anlattı. Başıbozuklar savaşta cephenin en başında yer alan, maaşsız ve toplama Osmanlı askerleriymiş. Ben de uluslararası bir kişiliğe sahibim yani ben de bir ‘Başıbozuk’ sayılırım.

* Peki ne gibi projeleriniz var? Bu şirket bünyesinde neler gerçekleştirmeyi hedefliyorsunuz?
Daha çok sosyal ağırlıklı projelere imza atmak istiyoruz. Şimdi ‘Yıldızların Altında Beyazperde’ diye bir projemiz var. Anadolu’ya, özellikle de oradaki çocuklara sinema filmleri götüreceğiz. Gezici bir açık hava sineması gibi olacak. Sıradışı çizgi filmlerin gösterimini yapacağız. Komik, abuk sabuk çizgi filmler yerine, daha derin şeyler anlatan filmleri Anadolu’daki çocuklarla buluşturacağız. Anadolu’da hayatları boyunca hiç sinemaya gitmemiş birçok çocuk var. Bir karavana stüdyo kurup, oralardaki gösterimler esnasında olup bitenleri de, belgesel niteliğinde çekmek istiyoruz. Aslında bunu geçtiğimiz yaz yapmak istemiştik ancak araya dizi girince bunların hepsi gecikti. Ama kafamızda hala bunları gerçekleştirmeye yönelik düşüncelerimiz var.

Hayattaki en büyük takıntım bir dalda Oscar sahibi olmak

* En büyük hedefinizin Oscar almak olduğunu söylemişsiniz. Öyle mi?
Evet; en büyük takıntım o! Kesinlikle alacağım. (Gülüyor) Belki en iyi oyuncu, belki en iyi görüntü yönetmeni, belki başka bir şey olarak ama hangi dalda olursa olsun, umarım Oscar alırım. Yaş sınırım da yok. Belki 70 yaşında alırım.

* Kariyerinize Fransa’da devam etseydiniz, bu hedefe daha rahat ulaşmaz mıydınız?
Aslında tek ve en büyük sorun; bizim pazarımızın olmaması. Hollywood’daki Türkler’in sayısı çok az! Bana, ‘Oscar alınca hayatında ne değişecek?’ diye sorabilirsiniz. Hiçbir şey değişmeyecek ama biri ödül alınca bütün dünya bunu duyuyor. Bunu yaşamak güzel olmaz mı? Oscar, savaş varken bile herkesin konuştuğu bir organizasyon. Ama Oscar için çabasarf etmiyorum. Oscar’ı almak için ona göre adım atacaksın. O adımları şu an atmıyorum. Gerçi altı dil konuşuyorum. Almanca, İngilizce ve Fransızca anadilim. Arapça, İtalyanca, İspanyolca ve Türkçe biliyorum. Bence bu diller beni Oscar için avantajlı kılıyor! (Gülüyor)

Kadınlarla işim olmaz! Onlar rakibim, erkekler kankamdır

Yeni bir projeniz var mı?
Kadınlarla ilgili bir sinema filmi projesi var. Aslında ocak ayında filmin çekimlerine başlayacaktık ama araya ‘Parmaklıklar Ardında’ girdi. Yani bu dizi, kendi projelerimizi allak bullak etti! (Gülüyor) Belki de bu bir işarettir. Belki de kadınlarla çalışmanın ne demek olduğunu öğrendikten sonra çekmemiz gerekiyordu filmi. Pelin Batu ile birlikte rol alacaktık filmde.

* Kadınlarla çalışmak, erkeklerle çalışmaktan daha mı zor geliyor size?
Erkekler genelde kanka, kadınlar ise rakip olur. Tüm dünyanın derdi bu. Ben senden güzelim, benim kaşım daha güzel, gözüm daha güzel… Kadınlarda bu var. Belki erkeklerde de vardır ama bu kadar yoğun olduğunu sanmam. Bu yüzden ben erkeklerle daha rahat anlaşırım. Kadınlarla ne işim var benim! (Gülüyor)

20 Şubat 2008 Çarşamba

Yelda Reynaud ile Söyleşi

Yelda Reynaud 'un hoşgeldin Hayattaki söyleşisi;

Fergün Yapım tarafından çekimleri süren "Hoşgeldin Hayat" filmini setinde ziyaret ettik ve filmin genç oyuncularından Yelda Reynaud Kaymakçı'yla sinema üzerine sıcak bir sohbet yaptık. 1972 yılında Avusturya'da doğan Yelda Reynaud, ilkokulu Almanya'da okuduktan sonra, Mısır'a gitti. Burada birkaç yıl dalış hocalığı yaptıktan sonra Paris'te tiyatro eğitimi almaya başladı. Modern danslara da meraklı olan oyuncu sırasıyla Yara, Çamur, Kasabanın İncisi, Ateşle Yaklaşma ve Başkalarının Nefesi filmlerinde oynadı. Bu yıl Sinema Yazarları Derneği'nden 2. ödülünü alan oyuncuyla, Türkiye'deki kültür farklılığından, sinemadaki hedeflerine kadar herşeyi konuştuk.

Fransa'da günde 8 saat çalışıyorlar. Ama 8 saatte de bitiriyorlar işlerini. Bizimkiler 24 saat çalışıyor hala bitiremiyor.

Uzun süre yurtdışında da kaldınız. Orada çekilen filmlerle, Türkiye'deki filmler arasında ne gibi farklar var?
Eskiyle, şimdi arasında çok fark var. Nuri Bilge Ceylan'ın filmi orada girdi, kazandı; Cannes Festivali'nde. Ondan sonra Duvar'a karşı oldu, gerçi Fatih Akın Türk sayılmaz da Alman-Türk. Dolayısıyla, muhtemelen bakışları biraz daha açıldı buraya doğru. Buna inanıyorum. İran sinemasında da bu olmuştu. Hiç beklemediğimiz bir anda birdenbire Abbas Kiarostami çıktı, halbuki ondan önce Muhsin Mahmelbaf vardı. Ama yine de o bir patlama oldu. Hani derler ya, "ektiğini biçersin". Eskiden, yani eskiden dediğim 1-2 yıla kadar aslında, pek saymıyorlardı Türk sinemasını. Yani belki arasıra Zeki Demirkubuz Masumiyet'i yapmıştı. Derviş Zaim Tabutta Röveşata'yı yapmıştı. O en fazla.

Yurtdışında da filmler çektiniz. Çalışma ortamı olarak bir fark var mı?
En büyük fark şartlarda. Fransa'da biz hakikaten çok lüks bir şekilde çalışıyoruz. Lüks dediğimiz illa ki milyonlarca dolarlık filmler çevrilmiyor Fransa'da, onlar sonuçta Hollywood değil ama 130 film yapılıyor. Ama organizasyonları takır takır işliyor. 8 saat çalışıyorlar. Sendikalı. Ama 8 saatte de bitiriyorlar işlerini. Bizimkiler 24 saat çalışıyor hala bitiremiyor. Dolayısıyla ben diyorum: Biraz kendinizi sorgulayın. Biz mi hata ediyoruz. Onlar mı?

Türkiye'de sahneler, daha fazla mı çekiliyor?
Olmuyor, bitmiyor, bitmek istemiyor sahneler. Çok ilginç. Bir problem oluyor sanki. Yani, her çalışmada bu var.

Benim en büyük hayalim Brando'yla oynamaktı ve o öldü. Benim hayalim de, onunla birlikte öldü.

Sette çalışmalar nasıl gitti? Çekimlerde sorunlar yaşadınız mı?
İnsanlar anlamında sorun yaşamıyorum kesinlikle. Ben teknik ekibimle çok iyi anlaşırım. Burada çalıştığım bir filmde, bir genel koordinatör bana bunu söyledi: Ben minibüs şoförünün yanında oturmuşum. Ya, biz seni izledik Yeldacım ve dedik ki, "Bu aşmış herşeyi". Çünkü oyuncular genelde bunu yapmıyormuş. Yani, minibüs şoförünün yanında oturmuyorlarmış, ya da ne bileyim bizim Çiko'yla kahve içmiyor ya da sohbet etmiyorlarmış. Sorunlar yaşamam ben. Pozitif bir insanım.

Ayça rolü için "Filmdeki aşağı yukarı hemen herkes depresif, bir tek benim karakterim pozitif kalıyor. Roldeki kadın hayatın içinde akıyor. İnsanların morallerini düzeltiyor." demişsiniz. Gerçek hayatta da pozitif misiniz?
Yaşamı içiyorum. Ben yaşamıyorum, ben içiyorum. Ben buna inanıyorum. Bir yılda 365 gün var. Kaç yıl yaşayacağız. Onu bir çarpın. Zaten ömrümüzün yarısı uykuda geçiyor. Geri kalanı ne? Kinle mi geçsin? Ben kin tutmam mesela, küserim. Alıngan bir insanım. Çünkü çok hassasım. Çok abuk sabuk şeylere takabilirim. O yüzden Türkiye'de zorlanıyorum. Çünkü sefalete çok az tahammülüm var. Bu bir gerçek. Savunma güdüm daha kalın olsun isterdim. Ama değil. Takıyorum bu tür şeyleri. Dayanamıyorum, maalesef.

Sinemada kadının yeriyle ilgili şikayetleriniz var. Bu film için de "Ferhat Gündoğdu başrolde, neden ben değilim mesela? Bir kadının hikâyesi olamaz mıydı?" demişsiniz.
(gülüşmeler..) Adım feministe çıkacak. Ben hakikaten feminist değilim. Feminizm de bir sürü şeyler getirdi sonuçta, tarihte. Kadınlar hap kullanabiliyorlar. Onlar, bunları getirdi. Ama kesinlikle feminist değilim. Onu o gece SİYAD ödülünü alırken söyledim. Cüneyt Arkın vardı ve ben orada bilmiyordum ödül alacağımı ve hakikaten içimden çıktı. Ben de dünyayı kurtaran kadın olmak istiyorum dedim. Herkes güldü. Alkışlandı bu konuşma. Aslında ben çok ciddi birşey söylemiştim. Amerikanlar kadın kahramanlı filmler yapıyor. Fransızlar da yapıyor. Kadınlar, başrolde oynayabiliyor. Ona göre de ödüller alıyorlar ve hakediyorlar. Charlize Theron mesela Monster'da inanılmaz başarılı.

İngilizcem, Almancam ve Fransızcam var. Benim en kötü konuştuğum dil bu dil, anadilim yani.

Ama Türk sinemasına baktığımızda Türkan Şoray, Hülya Avşar, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın gibi bayan oyuncular da önplana çıkıyor?
Erkekler yok mu? Gerçi ben Türk sinemasını bilmiyorum ki pek. Maalesef, burada yetişmediğim için çok cahilim. Bu bir gerçek. Bilgili değilim. Çok Türk filmi izlemedim. Ama dünya sinemasında çok büyük bir bilgiye sahibim. Türk sinemasında, orada filmleri seyredemedim. Ama Cüneyt Arkın da var. Tabi ki kadınları hatırlayacaklar. Yok mu yani. Artı bir de şunu söyleyeyim. Türkan Şoray, ben şuna inanıyorum. O kadın Amerika'da olsaydı, süperstar olurdu. Bu bir gerçek. Hülya Koçyiğit de aynı ama filmler yurtdışına çıkamadığı için bunlar gölgede kaldı, ya da Şener Şen. Bu insanlar hakikaten çok büyük bir üne sahip olabilirdi. Burada, bu şartlarda çalışılıyor ve böyle olanaklara sahipler.

Çamur filmiyle, ödül alacağınızı bekliyor muydunuz? Ödül almak sizin için ne kadar önemli?
Bu SİYAD ödülü, benim 5. ödülüm oldu. SiYAD'dan 2. ödülüm oldu. Ödül almak çok hoş birşey, ama bir anlık bir tatmindir o. Ego tatmini. Ertesi gün bitiyor. Hatta 1 saat sonra bitiyor. Ama bir filmi yaparken.. Benim en büyük hedefim Oscar almak. Gerçeği söylüyorum yani. Burada mütevazi olmak gerekmiyor. O benim büyük rüyam. Ve diyorum ki bir gün öleceğim yani.

Los Angeles'a yerleşeceğinizi açıklamışsınız. Bu, sinemaya dair hedeflerinizle mi ilgili?
Tamamen. Orada yaşamak değil. Ben gittim oraya kaldım 3 ay. Derede boğuldum yani. Bunu da söylüyorum açıkça. Ama denedim en azından. Şartlar çok zor oldu. Şu anlamda zor: Orada tamamen kurtların ağzındasınız. Orada bütün şehir, milyonlarca insan sinema piyasasında çalışıyor.

Hangi dilleri biliyorsunuz?
İngilizcem, Almancam ve Fransızcam var. Benim en kötü konuştuğum dil bu dil, anadilim yani. Siz beni 7 ay önce duysaydınız, ya da 2 ay önce hatta şaşırırdınız. İlerliyorum. Kurs almadan.

Manken ya da şarkıcıların oyunculuk yapmasına nasıl bakıyorsunuz?
Ben podyuma çıkmıyorum. Onun da benim işime girmemesi gerekiyor. Bence çok net. Belki bir gün Özlem Süer der ki bana: Yelda Hanım, benim elbisemi podyumda giyer misiniz? Ben giyerim. Ama sonuçta ben biliyorum ki o benim kariyerim olamaz. Ben 1.90 değilim, bacağım da 1,50 değil. Dolayısıyla, yapabilirler, OK. Yapsınlar, bu fırsatı da kullansınlar. Ama bunu da biliyoruz ki kalıcı olanlar büyük oyunculardır. Tarih zaten kendi içinde süpürüyor. Doğru mu, değil mi? Tarih kimi tutuyor. Van Gogh'u tutuyor, öldü açlıktan. Keşke öyle olmasaydı. Ben buna da inanıyorum: hem iyi bir yere gelebilirsiniz, hem de iyi bir sanatçı olabilirsiniz.

Sanatın diğer alanlarına da ilginiz var mı?
Herşey. Müzik çok önemli ve kitap tabi ki..

Türk sinemasında en beğendiğiniz oyuncular kimler?
Haluk Bilginer'i çok beğenirim. Şener Şen'i beğenirim.

Yıllarca sinema yapıyorum, kimse bana ağlayarak gelmedi. 8 bölümlük bir dizi yaptım ve önemli oldu.

Dünyada?
Brando var. Brando benim için çok önemli ve öldü. Benim en büyük hayalim onunla oynamaktı ve o öldü benim hayalim, onunla birlikte öldü. Eşime mesaj çektim: "Brando öldü. Benden de bir parça öldü. Bunu hüzünlü söylüyorum ama bu bir gerçek. Sonuçta bir oyuncu olarak birşey hedeflemişsiniz. Ve o, olabilirdi. Neden olamaz ki. Hayat, mucizelerle dolu. Adam gitti ve çok büyük bir oyuncu kaybettik.

Sokakta insanlar sizi tanıyor mu?
En fazla 40-50-60 yaşında kadınlar. "Kasaba'nın İncisi" dizisinden de kaynaklandı. Orada şoke olmuştum. Almanya'ya gittim, Nürnberg Festivali'ne. Abartmıyorum, orada yüzlerce kadın ağladı. Neden diziniz durdu diye. Dedim ki: Yıllarca sinema yapıyorum, kimse bana ağlayarak gelmedi. 8 bölümlük bir dizi yaptım ve önemli oldu. Yani, keşke öyle olmasa.

Geleceğe dair hedefleriniz neler? Gelecek planlarınız sinema üzerine mi kurulu? 1. hedefiniz sinema mı?
Sinema, benim büyük hedefim sinema. Benim bu ülkede bulunmamın tek nedeni sinema. Ben buraya bir savaşçı gibi geldim. Zırhlarımı taktım. Nasıl bu Yüzüklerin Efendisi'nde gidiyorlar. Biliyorum, belki düşerim. Ama en azından beni 10-0 yenmezler. 10-1 yenerler ya da 10-2. Ben şuna inanıyorum bu 5 yıl içinde bu ülke bir şekilde patlayacak. Birşeyler olacak. İyi anlamda söylüyorum. Kültürel bir kaynama. Ben bunu hissediyorum. Ben de bunun bir parçası olmak istiyorum. Bir payım da olsun istiyorum. Bunlar benim için önemli şeyler.